Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa

Tarih, başka başka insanlara ve zamanlara rastlayan olayların tekrarından başka bir şey değildir. Öyle bir aynadır ki yalnız dışımızı değil, içimizide gösterir.

20 Ocak 2016 - 00:30 - Güncelleme: 14 Haziran 2016 - 09:26

MEDİNE KAHRAMANI FAHRETTİN PAŞA’NIN ÖYKÜSÜ

Tarih, başka başka insanlara ve zamanlara rastlayan olayların tekrarından başka bir şey değildir.Öyle bir aynadır ki yalnız dışımızı değil, içimizide gösterir.

   Son dönem askeri tarihimizin en büyük kahramanlarından olan Fahreddin Paşa, Hazreti Muhammed’in kabrinin bulunduğu Medine’yi İstanbul’dan gelen bütün emirlere rağmen isyancılara vermeyi reddetmiş “Ben bu bayrağı indirmem, indirecek bir başkasını bulun “ demiş ve her türlü yiyeceğinin bitmesine üzerine de tarihlere geçen meşhur “Çekirge Talimatnamesi” yayınlamıştı. Bu zor şartlar altında Hz. Peygamberin mezarını 2,5 yıl boyunca çekirge yiyerek Bedevi isyancılara ve İngilizlere karşı müdafaa etmiştir.

Büyük mücadele örneği sergileyen bu müstesna kumandanın öyküsünü anlatmadan önce kısaca hayat hikâyesine bakalım.

Asıl adı Ömer olan Fahreddin paşa, 1868’de Ruscuk’ta doğdu. Babası Tuna Vilayeti Posta ve Telgraf Müdürü Mehmed Nahid Efendi, annesi Bali oğullarından Fatma Adile Hanım’dı. Soyadı kanunundan sonra “Türkkan” soyadını alan Fahreddin Paşa, babasının yanında görevli olan Fransız mühendislerinden Fransızca ve matematik dersi aldı

“93 harbi”olarak bilinen 1876’daki Osmanlı – Rus Savaş’ından sonra ailesi ile birlikte İstanbul’a gelen Paşa, 1888’de Harb Okulu’nu, 1891’de “Erkân-ı Harbiye’yi “ yani Harb Akademisi’ni bitirip kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. Balkan Savaşı’nda vazife yaptığı Çatalca savunmasında ki başarısıyla Edirne’nin Bulgarlardan geri alınmasında önemli rol oynadı. Birinci Dünya savaşı’na girildiği zaman albay rütbesiyle dördüncü ordu’nun 12. Kolordu kumandanı olarak Musul’da vazife yapan Fahreddin paşa, 1914’te tuğgeneralliğe terfi etti. Dördüncü Ordu komutanlığı vekilliğine getirilen Paşa, Urfa, Zeytun, Haçin ve Musadağı Ermeni isyanlarını bastırmakla görevlendirildi.  

Hicaz bilgesinde isyan eden Şerif Hüseyin’le mücadele etmek için 1916’da Medine’ye gönderilen Fahreddin Paşa, 1919’a kadar emrindeki birliklerle Medine’yi kahramanca müdafaa etti. Daha sonra teslim etmek zorunda kalan Paşa, 27 Ocak1919 ‘da savaş esiri olarak Mısır’a götürüldü ve 5 Ağustos’da Malta’ya sürüldü. Malta’nın Fort Salvatore kışlasında 2 yıl 33 gün tutuklu kaldı. Bu süre zarfında İngilizce öğrendi ve İngilizlerin zorlamasına rağmen sırtındaki üniformayı çıkarmadı “Ben bu elbiseyi Harbiye’den mezun olduğumdan beri çıkarmadım” diyerek sürgün boyunca üniformalı bulundu.

Sürgün sırasında İstanbul’da vazife yapan ve savaş suçlularını yargılamak için işgalci kuvvetlerin kurdurduğu Nemrud Mustafa Divân-ı Harbi diye isimlendirilen mahkeme tarafından ölüme mahkum edildi.

Ankara hükümetinin çabaları ile 8 Nisan 1921’de Malta’dan kurtulan Fahreddin Paşa, Berlin karşılaştığı Enver Paşa’nın daveti üzerine Moskova’ya gitti ve İslâm İhtilâl Cemiyetleri İttihadı Kongresi’ne katıldı. Daha sonra Batum üzerinden gelip Sarp sınır kapsından Anadolu’ya girdi. 2 Ağustos 1921’de Kazım Karabekir Paşa, tarafından merasimle karşılanan Fahreddin Paşa, 24 Eylül 1921’de Ankara’ya geldi.  9 Kasım 1921’de Afganistan elçiliğine tayin edildi ve Türk – Afgan dostluğunu geliştirdi. 12 Mayıs 1926’da Türkiye’ye dönen Paşa, 31 Aralık 1929’da memuriyet hayatına başladı. Önce Askeri Yargıtay Divanı Üyeliğine, ardından Askeri Yargıtay Divanı İkinci Başkanlığına tayin edildi. 5 Şubat 1936’da Tümgenerallikten emekli oldu.

Fahrettin Paşa, sonraki yıllarda “Türkkan” soyadını alıyor. Hakkında yazılmış birçok kitap var.  Atatürk, Fahrettin Paşa, için “Daha sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdırmış kumandanımızdır” der. Tarihe “Çöl Kaplanı, Medine Kahramanı “ olarak bilinen Fahrettin Paşa’ya düşmanları bile saygı göstermiştir.

 22 Kasım 1948’de trenle Ankara’ya giderken Eskişehir yakınlarında kalp krizinden vefat etti. Vasiyeti üzeri Rumelihisarı’ndaki Aşiyan Mezarlığında toprağa verildi.

Bu açılamalardan sonra tekrar konumuza dönelim; Türk askeri, Birinci Dünya Savaş’ında Galiçya cephesinden, Mısır’a ve Filistin’e, yani kanal cephesine Erzurum – Kars cephesinden Çanakkale ve Irak cephesine kadar İmparatorluğun her tarafında silah, teçhizat eksikliğine rağmen kahramanca çarpışıyordu. Birinci Dünya Savaş’ının bu hareketli günlerinde, Osmanlının yedi düvelle boğuştuğu sırada İngilizler, Arapları çil çil altınlarla satın almış ve İngilizlerle işbirliği yapan Araplar, Mekke Şerifi Hüseyin’in komutasında Türk ordusunu Mehmetçiği, dindaşlarını arkadan kalleşçe vurmaya başladılar. İstanbul’a Mekke Şerifi Hüseyin’in isyan ettiği haberi ulaştı. İsyan haberi üzerine Dördüncü Ordu kumandanı Cemal Paşa, 28 Mayıs 1916’da Fahreddin Paşa’yı Medine’ye gönderdi.

Fahreddin paşa, Medine’ye ulaştıktan sonra Şerif Hüseyin ve dört oğlu, 3 Haziran 1916’da Medine çevresindeki demiryolunu ve telgraf hatlarını tahrip edip isyanı başlattılar. 5 ve 6 Haziran gecesi Medine karakollarına saldıran Şerif Hüseyin’in güçlerini Fahreddin Paşa, geri püskürttü. Asilerin başlangıçta sayları 50 bin kişiydi, bütün Hicaz bölgesindeki Türk askerinin sayısı ise 15 bin civarındaydı. Biriali ve Birimâşi mevkilerindeki asileri yenilgiye uğratan Fahreddin Paşa, yeni birlikleri takviye edilmiş Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi Kumandanlığı’na  tayin edildi.

Medine’de bulunduğu sürece adaletten ayrılmayan ve yerli halkı küstürmemeye çalışan Fahreddin Paşa, özel bir komite kurmuştu. Komitenin müsaadesi olmadan herhangi bina askeri maksatla yıkılmıyor veya istimlâk edilmiyordu. Binanın kıymeti takdir edilip mülk sahibine temyiz için sekiz gün süre veriliyordu. Binanın bedelleri Şerriye Mahkemesi ve Şehir Binalar Komisyon’undan alınıyordu. Göçmenlerin evleri kilitli tutuluyor ve eşyalarına zarar verilmiyordu. Ayrıca halktan ciddi bir vergi alınmıyordu. Fahreddin Paşa, tarım alanlarına ve Medine Hurmalıkları’na hiç zarar verdirtmedi. El – Ayun  ve El – Avali bölgelerinde ki tarlalara ve hurmalıklara büyük itina gösterdi, ayrıca 6 ton buğday ektirdi. Kısacası yöre halkı ile bütünleşmesini bildi.

Mekke valisi Galip Paşa’nın beceriksizliği yüzünden büyüyen isyan neticesinde asiler, 16 Haziran 1916’da Cidde’ye,7 Temmuz‘da Mekke’ye,22 Eylül’de Tâif’e girdiler. Fahreddin Paşa’nın savunduğu Medine dışındaki bütün şehirler isyancıların eline geçmişti. Mısır – Filistin cephesinde ki Kanal harekâtı devam ediyor, bu sebeple Hicaz bölgesinde ki isyan için yeni askeri birlikler gönderilemiyordu. Medine ve çevresinde  100 km’lik bir emniyet şeridi oluşturan Fahreddin Paşa, son derece kısıtlı imkanlarla 2 yıl 7 ay boyunca İngilizler ve onların yerli işbirlikçileri olan çöl bedevilerine karşı Medine’yi savunmaya devam etti.

Medine’yi Suriye’ye bağlıyan demiryolu hattı, İngiliz casusu Lawrence’in para karşılığı kandırdığı bedeviler tarafından devamlı tahrip ediliyor, Medine’ye askeri mühimmat ve erzakın ulaşması engelleniyordu. Fahreddin Paşa, ilk iş olarak Medine’de bulunan Hazreti Peygamber’in mukaddes emanetlerini 2000 askerlik bir koruma ile İstanbul’a gönderdi

İsyancılar kısa zamanda Medine’yi kuşatma altına aldılar. İstanbul hükümeti kuşatma başlamadan Fahreddin Paşa’ya şehri tek etme emri gönderdi. Bu emre karşı Paşa, “ben Türk bayrağını indiremem, eğer indirilecekse buraya başka kumandan gönderiniz “dedi. Paşa, “İngilizlere ve Araplara teslim olmaktansa şehri ve kendimi feda ederim.” Diyerek kuşatmaya can başla karşı koydular. Bu arada devamlı “Ravza –i Mutahhara’ya, yani Peygamberimizin mezarına giden Fahreddin Paşa, mezara seslenerek şöyle diyordu” Ya Resulü, senin için savaşanlarla sana karşı çıkanları gör, Allah’ın yardımını bize ulaştır” diye yakarıyordu.

Etrafı çevrili şehre hiçbir yerden yardım gelmiyordu. Hastalık, açlık ve susuzluk  hat sahaya ulaşmıştı. İlaç yok sıtma, dizanteri, humma, verem salgındı. Fahreddin Paşa bunlarla mücadele ederken Osmanlı yenilmiş, Filistin düşmüştü, Osmanlı ordusu kuzeye çekilmeye devam ediyordu.Bu arada   mağlubiyeti kabul eden ve düşmanları ile Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalan Osmanlı İmparatorluğu son yıllarını yaşıyordu. Mütareke şartlarına göre Medine şehri Şerif Hüseyin’e teslim edilmesi gerekmekteydi. Fahreddin Paşa, bu emirleri dinlemedi İstanbul hükümetine cevap bile vermedi.

Ağır şartlara rağmen askerin morali yüksek tutuluyor, savaş bütün şiddeti ile devam ediyordu. Açlık ve sıcak orduyu zorda bırakıyordu. Güneş çarpmasından asker kayıbı olurken, açlık sorununu çözmek içinde tarihe geçen “çekirge talimatnamesi”7 Haziran 1918’de yayınladın. Çekirgenin yenmesi ile ilgili tıbbi tavsiyeler içeren şu tebliği yayınlandı:

“Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var ? yalnız tüyü yok. O da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. Bitkilerle besleniyor, temiz ve taze şeyler yiyor. Hem de tiryaki ve keyif sahibi, tütün ve limondan zevk alıyor. Ayrıca Hicaz, Asir, Yemen ve Afrika bedevilerinin başlıca gıdası çekirgedir. Bedeviler sağlamlıklarını ve zindeliklerini yedikleri çekirgeye borçludurlar. Çekirgeyi develerde büyük zevkle yiyorlar. Dizlerinin bağı çözülenlere,basurlulara ve romatizmalılara şifadır. Doktorlara da incelettiğini söyleyen Fahreddin Paşa, çekirgelerin nimetlerini öve öve bitiremiyordu.

Bir taraftan İngilizler, diğer taraftan Şerif Hüseyin’in kuvvetleri, Medine’nin bir an önce teslim olması için her şey yaptılarsa da Fahreddin paşa, askerlerinin çoğunun hasta olmasına rağmen,cephane,yiyecek, ilaç ve giyecek stoklarının tükenmesine rağmen direnmeyi sürdürüyordu. İngilizlerin “Türk Kaplanı “  diye adlandırdıkları Fahreddin paşa, askerlerinin direnme gücü tamamen bitince teslim olmak zorunda kaldı. Teslim şartları gereği Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi Kumandanı Fahreddin Paşa, 24 saat zarfında Haşimi kuvvetleri karargâhının özel misafiri olacaktı. Durumu kabullenemeyen Fahreddin Paşa, “Ravza-i Mutahhara” yakınındaki bir medreseye gitti ve burada daha önce hazırlattığı yatağına girip bir yere gitmeyeceğini söyledi. Fakat kendisi ile görüşmeye gelen kumandan vekili Necip Bey ve diğerleri tarafından 10 Ocak 1919’da Haşimi karargâhında hazırlanan çadıra götürüldü. Şerif Abdullah’ın birlikleri, Mondros Mütarekesi’nden ancak 72 gün sonra Medine’yi teslim aldılar.

Medine’ye giren Arap kuvvetleri çok kanlı yağma yaptılar. Bu yağma 12 gün sürdü. Beş bin ev talan edildi. Bu yağmalar Deraa, Şam ve Halep şehirlerinde de vuku buldu. Bu durum şunu göstermiştir ki, Arap medeniyeti, Türk medeniyetine kıyasla saati geri çekmekten başka bir şey değildir. Tüm yabancı tarih yazarları da bu görüşü ısrarla savunmuşlardır.

Fahrettin Paşa’nın İstanbul’a gönderdiği hazinenin listesi

Medine’nin elden çıkacağını gören Paşa, Peygamberimizin bu kentteki mezarına Osmanlı padişahları tarafından gönderilen hediyeleri, başka bir deyişle o muhteşem hazineyi, 1918 yılında bir muhafız kıtası eşliğinde ve mühürlü sandıklarla İstanbul’a gönderip ülkemize kazandırıyor.

Allah rahmet eylesin, ne iyi yapıyor. Aksi takdirde bu değerli eşyalar, şimdihırsız Suudilerin elinde olacaktı.

Şimdi size Fahrettin Paşa tarafından İstanbul’a gönderilen ve günümüzde bir bölümü Topkapı Sarayı Müzesi’nde teşhir edilen o hazinenin tam listesini sunuyorum:

- Hazreti Osman’ın ceylan derisine el yazmalı Kuran’ı.

- 5 adet eski el yazması Kuran ve 4 adet Kuran cüzleri.

- Değerli taşlarla bezenmiş, altın kaplamalı 5 adet Kuran kabı.

- Hilye-i Şerif (Peygamberimizin yazı ile yapılmış portresi). Gümüş çerçeveli, yeşil kadife üzerine pırlanta ve incilerle Peygamberimizin adı yazılı, gümüşten güneş resimli…

- Bir adet som altın üzerine pırlanta ile Kelime-i Şehadet yazılı levha.

- Pırlantalı, incili, mercanlı 7 adet tespih.

- Gümüş işlemeli 2 adet rahle.

- Sultan Abdülaziz’in pırlantalı ve altın işlemeli tuğrası.

- 4 adet sancak başı ve 3 adet değerli kılıç.

- Kevkeb-i Dürri adlı 4 parça büyük elmas.

 Altın üzerine oturtulmuş, çevresi elmas ve yakutlarla bezenmiş.

- 14 adet pırlanta ve zümrütlerle bezenmiş altın askı.

- Pırlanta, inci, yakut ve zümrütlerle bezenmiş 11 adet altın kandil askısı.

- Değerli taşlarla bezenmiş 1 adet altın kandil.

-1 adet altın kahve askısı.

- Değerli taşlarla bezenmiş 7 adet altın şamdan. İkisi 1.55 metre boyunda ve 50 kilo ağırlığında. Her birinin üzerinde 2.680 pırlanta var.

- 1 adet altın makas.

- Değerli taşlarla bezenmiş 8 adet altın gülabdan (gülsuyu kabı) ve 12 adet altın buhurdan (tütsülük).

- Pırlanta, zümrüt, yakut ve incilerle bezenmiş 2 adet çelenk, 10 adet yıldız çiçek, bir yaprak. Hepsi altın.

- 1 adet pırlanta yüzük.- Altın ve gümüş zincirler, altın mücevher kutuları ve çekmeceleri.

- 84 karat inci taneleri, 15 parça zümrüt, 27 parça yakut. 53 parça pırlanta ve elmas.

- Ayrıca 3 kilo 985 gram altın.

- 908 kilo gümüş.

- 49 parça şal ve sırma işlemeli perde.

-Medine’de Sultan Mahmut Kütüphanesi ve diğerlerindeki değerli eserler. 

Sonuç

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türk askeri İngilizlerle işbirliği yapan Araplar tarafından arkadan vurulmuştur. O savaşta Arap ihaneti, unutulacak şey değildir.

Ortadoğu’nun dört bir yanında Filistin, Hicaz, Irak, Suriye cephelerinde aynı ihanet olmuştur. İngilizlerle savaşan on binlerce Türk askeri, Osmanlıya ihanet etmiş Araplar tarafından öldürülüp cesetleri bile soyulmuş, belki altın yutmuşlardır diye cesetlerin mideleri bile bıçakla kesilmiştir.

Bu acı fakat şerefli savunmanın aziz şehit ve gazilerinin ruhlarını bir Fatiha ile hoş etmek, halen sağ bulunanları ise sağlık ve selamet dilekleriyle anmak, din ve vatan borcundur.                                                      

Medine Müdafası ve Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa Şiiri

Bir ulü’l emr idin emrine girdik;
Ezelden bey’atli hakanımızsın.
Az idik, sâyende murada erdik,
Dünya ve âhiret sultanımızsın.

Unuttuk İlhan’ı, Kara Oğuz’u;
İşledik seni gözbebeğimize,
Bağışla ey şefî’ kusurumuzu
Bin küsûr senelik emeğimize.

Suçumuz çoksa da sun’umuz yoktur,
Şımardık müjde-i sahabetinle.
Gönlümüz ganîdir, gözümüz toktur,
Doyarız bir lokma şefaatinle.

Nedense kimseler dinlemez, eyvâh!
O kadar sâf olan dileğimizi
Bir ümmî isen de Yâ Resûlallah,
Ancak sen okursun yüreğimizi.

Suları tükendi gülâbdanların,
Dinmedi gözümüz yaşı, merhamet.
Külleri soğudu buhurdanların,
Aşkınla bağrını yakmada millet.

Gelmemiş Türkçe’de Lebid, Hassân’ın,
Yok bizde ne Bürde, ne Muallaka.
Yolunda baş veren Âl-i Osman’ın,
Lâl ile yazdığı tarihten başka.

Ne kanlar akıttık hep senin için,
O ulu Kitâb’ın hakkıçün aziz...
Gücümüz erişsin ve erişmesin,
Uğrunda her zaman döğüşeceğiz.

Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,
Can verir, cânânı veremez Türkler.
Ebedi hadim’ül haremeyniniz,
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler....

Bu haber 5030 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kadir Bodur'dan 31 Mart Yerel Seçimleri İle İlgili Basın Açıklaması
Kadir Bodur'dan 31 Mart Yerel Seçimleri İle İlgili Basın...
Kozan: Cumhur İttifakı Büyük Türkiye Hedefine Odaklanmaktır
Kozan: Cumhur İttifakı Büyük Türkiye Hedefine Odaklanmaktır